Son günlerde basında yer alan bazı haberlere ilişkin bilgilerimi paylaşmak istiyorum. Maalesef haberlerde gerçeği yansıtmayan ya da gerçeği çarpıtan ifadeler bulunmakta.

Haberlerin bir kısmında bazı yapım şirketleri, albümlerinin Apple tarafından izinsiz bir şekilde Apple Music servisinde kullanıma açıldığından şikayet etmekteler. Şayet bir müzik servisi, yapım şirketlerinin kendisinden ya da çalıştıkları dağıtım şirketlerinden (genelde işleyiş bu şekildedir) izin almaksızın albümleri kullanıma açtıysa bunun haksız bir durum olduğunu peşinen belirtelim.

Böyle bir durumda konunun bu yapım şirketleri ile Apple arasındaki bir sorun olarak anılması doğru olur. Sorun Apple ile tüm müzik endüstrisi arasındaki bir sorunmuş gibi paylaşılmamalıdır.

Haberlerde yer aldığı gibi meslek birlikleriyle yapılması gereken anlaşmaların yapılmadığı bilgisi doğru değildir. Gazetecilerden konuyu paylaşmadan önce meslek birlikleri ile iletişime geçerek kendilerine iletilen bilgiyi teyit etmeleri beklenirdi. Tüm dünyada 30 Haziran 2015 tarihinde açılan Apple Music‘in ülkemizde açılmamasının sebebinin eser sahiplerini temsil eden Mesam ve MSG adlı meslek birlikleriyle olan anlaşmazlık olduğu konuşulmuştu. Bu anlaşmazlığın ilerleyen günlerde giderilmesi ile Apple Music ülkemizde de faaliyete başladı. Özetle Youtube, Spotify, Deezer gibi müzik servislerinin anlaşmış olduğu ve hukuken de anlaşmak zorunda olduğu meslek birlikleriyle Apple Music de anlaşmış durumdadır.

Haberlerde yer alan bir diğer konu ise Taylor Swift’in (bence haklı) itirazıyla Apple’ın yaptığı değişikliğe ilişkin. Yapılan değişiklik 3 aylık deneme süresince dinleyicinin tüketimine ait telifin bir kısmının yani eser sahibine ilişkin bölümünün ödenmesine ilişkindi. Bu değişiklik sadece Taylor Swift için değil tüm katalog, anlaşmalar ve ülkelerde geçerlidir ve yapımcı haklarına ilişkin değildir. (Bu konu neredeyse bir semineri kapsayacak zamanı gerektirir zira Anglo Sakson ve Amerikan telif hukukuna ilişkin farklar da açıklanmalıdır)

Başka bir yazıda ise sektördeki iki firmanın ülkemiz müzik sektörünün %75’ini temsil ettiği ifade edilmekte. Sektörde şirketlerin pazar paylarına ilişkin güncel, güvenilir, konsolide verilerin bulunmaması nedeniyle bu konuda beyanlar çelişebiliyor. Ancak bireysel basit bir incelemeyi Spotify, iTunes, Turkcell Müzik servislerinin en çok dinlenenler, satılanlar bölümünde yapmak mümkün. İsteyen herkes biraz gezinerek şirketlerin yaklaşık pazar payına ilişkin fikir sahibi olabilir.

Haberlerde Apple söz konusu servisi ‘bir gece ansızın’ açmış olmakla suçlanıyor. Bu çok komik zira Apple servislerini tüm dünyada ‘bir gece ansızın’ açagelmiştir, özel bir durum yok ortada.

“-Sana ne, seni niye ilgilendiriyor bunlar?”

“-Apple’ın avukatı mısın?”

“-Neden yabancı şirketleri koruyorsun?”

Zaman zaman bana yöneltilen bu sorulara burada da yanıt vermekte yarar var. Hayır kimsenin avukatı değilim.

Aynı çabayı geçmişte Youtube, Deezer, Spotify servisleri açılmadan önce de gösterdiğimi yazılarımda, paylaşımlarımda görebilirsiniz. Gelecekte benzer sıkıntıları yaşayacak yerli ya da yabancı her servise de aynı desteği vereceğim.

Sektörün bir iki kişi tarafından yönetildiği izlenimi verilmek isteniyor. Kalan, Dokuz Sekiz, TMC, Esen, Sony Türkiye, EMI Türkiye gibi 300’ü aşkın yapım şirketi yokmuş ya da önemsizmiş gibi demeçler verilmekte. Bu yanlış izlenimin oluşmasına karşı bu bilgileri paylaşmak zorundayım.

Ülkemiz kayıtlı müzik pazarı çok küçük, oysa potansiyelin ne denli büyük olduğu aşikar. IFPI’ın son raporuna göre ülkemiz rakamlarını değil Avrupa ile, Latin Amerika ülkeleriyle bile kıyaslamak vahim sonuçlar ortaya koymakta. Türkiye’de kişi başı kayıtlı müzik harcaması Brezilya’nın %50’si, Meksika’nın %45’i, Arjantin’in %40’ı kadar!

Yapmamız gereken en mühim şey sektörün büyümesinin önündeki engelleri kaldırmak. Pazarın büyümesine yani milletimizin daha çok müzik dinlemesi ve karşılığını ödemesine ilişkin adımlar atmalıyız. İnsanlar kaliteli, yeni deneyimler sunan, gelişmiş servislere ulaşabilmeli, sağlıklı rekabet ortamı oluşmalı.

Bunu yaparken şeffaflığın, adaletin ve dürüstlüğün her yana yayılmasını da sağlamalıyız. Sanatçılar adına hak arayışında bulunanları dikkatle izleyiniz. Aranan hak ‘peşin’ alınacak bir miktar paradan ibaret olmamalı. Batılı en üst düzey sanatçılar dinleyicilerin ödediği bedelden hangi payı alıyorsa ülkemin sanatçıları da aynı payı almalıdır.
Dijital ortamın sunduğu imkanları sektöre yaymalıyız. Her şirket, her sanatçı, her eser sahibi eserine ilişkin verilere tek dokunuşla ulaşabilmeli. Veriler herkesin anlayabileceği kullanabileceği yalınlıkta sunulmalı. Ödemeler hesaplara söz verildiği gün ulaşmalı. Bu imkanlar dijital ortamın olağan unsurlarıdır, olağanüstü olan bu imkanların sunulmuyor olmasıdır.

Batıda kullanılan bu standartları ülkemize getirenleri çökmüş eski sisteme ve düzene zorlamak yerine anlamalı, işbirliğimizi artırmalıyız. Uluslararası servislerin ülkemiz üretimine gereken önemi her alanda ve coğrafyada vermesini sağlamalıyız. Bugün ülkemizde yüzlerce şirket bu standartları kullanmakta, sanatçılarına bu imkanları sunmakta. Umarız müziğe dokunan herkes bir gün aynı imkanlara kavuşur.

*feedback, fitbek, mikrofon ötmesi, monitör ile mikrofon arasındaki elektro akustik geri beslemenin  yüksek kazanç nedeniyle döngüsel hali.Mulberry Little Italy

Kayıtlı müzik endüstrisinin içinde bulunduğu güç duruma ilişkin saptamalara yenilerini eklemek istiyorum. Bu saptamaları suç duyurusu olarak da kabul edebilirsiniz.

Geniş açıklamalı uzun yazıları okumayı sevmediğimizden bu kez olabildiğince kısa soru cümleleri kurmaya çalışacağım.

  • Faaliyet göstermekte olan hangi video servisleri Mesam, MSG’ye ödeme yapmamıştır?
  • Mesam ve MSG, eserlerin kullanımından doğan hakları lisanslarken ve tarifeleri hazırlarken ülke ve piyasa koşullarını ne kadar dikkate almaktadır?
  • İlan edilen tarifeler adilce uygulanmakta mıdır? Mesela Youtube ile İzlesene benzer/paralel bedelleri mi öderler?
  • Yaptırımlar adilce ve kararlılıkla uygulanmakta mıdır? Eser sahibinin haklarını korumak uğruna Youtube’dan videoları kapattıranlar neden aynı işlemi lisansı muamma olan İzlesene adlı servise de uygulamazlar?
  • Bir dijital servisin lisanslama görüşmeleri ne kadar sürmelidir? İki yıl süren görüşmeler hala sonuçlanmadıysa ve bu süre içerisinde kullanıma göz yumuluyorsa bunda art niyet aranmalı mıdır? İzlesene adlı servis ile görüşmeler ne zamandır sürmektedir? İzlesene en son ne zaman ve ne kadar ödeme yapmıştır, bundan sonra ne ödeyecektir?
  • Servisler master hak (fonogram+yorum) sahiplerinden izin almış olsalar da eser sahibi meslek birliklerinden izin almadıkça faaliyete geçemiyor ve korsan ilan ediliyor iken, hem master hak sahibinden hem eser sahiplerinden izinlerini almamış, ödemelerini tamamlamamış bir servis için neden yaptırım uygulanmaz. Hatta birilerince ‘legal’ ilan edilir
  • Servisle geçmiş yıllarda yapılmış olan anlaşmalar yenilenirken bu sürede servis gelirlerinin 10 kat artmış olması göz ardı edilerek enflasyon artışı kadar ya da cüzi artışla yenileme yapmak adil midir?
  • Anlaşma yapılan servis kullanımlarını raporlamakta mıdır, ne şekilde raporlamaktadır, raporlama yöntemi ve şekli kabul edilebilir detaylara sahip midir?
  • X Medya Grubunun, lisansları muamma servislerle başlamış olduğu ortaklık/iş birliği görüşmelerinin bu kararlarda etkisi var mıdır?

Meslek birliklerinin ve yöneticilerinin gerçekten çok ağır bir iş yükü altında oldukları hepimizce malum. Ancak bu iş yoğunluğunun hak sahiplerinin gelir kaybına, servislerin haksız rekabetine, haksız kazancına yol açmaması, ilgililerin yüksek tutarlı işleri önceliklendirmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde yeni açılacak servislerin, özellikle başarısını kanıtlamış büyük yatırımların başvurularının hızla sonuçlandırılarak pazarın büyümesine ve gelişimine destek olunmasında büyük yarar vardır.

Sokak sanatcisiSohbet ettiğim bir kaç kişi derdimin ne olduğunu, bu bilgileri paylaşmakla ‘elime ne geçeceğini’ sordular. Yanıtı buradan veriyorum; ‘daha iyi ve adil bir toplum’ olabilmemiz ihtimali.

Önceki yazı sektöre yayılmış cehalete ilişkin nazik bir girizgahdı. Yazılmayı bekleyen yığınla sorun arasından aciliyet arz eden bir konuyla devam etmek istiyorum.

Uzun zamandan bu yana Türkiye’de faaliyete geçmek için hazırlıklarına başlamış ve eser sahibi meslek birliklerinin talepleri üzerine (bazıları talepleri bile duyamadan) gerisin geriye buralardan el etek çekmiş uluslararası büyük servisler hakkında yazmak istiyorum.

Önce 140 karaktere sığdırabildiğim kadarıyla twitter hesabımdan paylaştıklarımı yineleyeyim;

Bilebildiğim kadarıyla bugün sayısı 6’ya ulaşan servislerin tümüne sunulan gerekçe aynı; “Pazar şartlarına uygunluğunu, rasyonel dayanağımızı izah edemesek de ülkemizde yıllardır hizmet veren servislerden aldığımız kadar ve koşulda sizler de ödeme yapmalısınız.”

İlk bakışta adil gibi görünen bu yaklaşımın detaylarına inelim dilerseniz. Zira sorunun kaynağı olan ilgili meslek birliklerinin de ana sorunu bu; detaylara hakim olmamak, bilmemek.

Basit bir ifadeyle eser sahibi meslek birliklerinin fonogramla olan ilişkilerinin temelinde (eser sahibinin manevi hakları saklı kalmak kaydıyla) fonogram hak sahiplerinin ticari kazançlarının kazanca dönüştüğü noktada eser sahibine ilişkin payı tahsil ederek ilgili üyeye ödemesi işi yatmaktadır.

Yıllardan bu yana bir fonogram sahibinin (yapımcı şirketin) örneğin bir albümü fiziki ortamda çoğaltması söz konusu olduğunda (bandrol alımı sırasında) yapımcı, meslek birliğine eser sahibi payını yatırır ve sonrasında fiziki ürünleri dilediğince ticarete mevzu eder. Burada bahsedilen eser sahibi payı, meslek birliklerince her yıl ortalama ürün bedeline ve gelirine göre yeniden belirlenen bir sabit rakamdır (gelirin yaklaşık %8’i). Bu bedeli tahsil eden meslek birliklerinin bu ürünün nerede, kaça ve nasıl satılacağına dair bir müdahalesi söz konusu değildir.

Ne var ki, aynı fonogramın dijital serviste satışı söz konusu olduğunda eser sahibi meslek birliklerinin tavrı değişmekte. Normal koşullarda meslek birlikleri dünyanın geri kalanında olduğu gibi fonogramın elde ettiği kazançtan çoğaltımın nevine bağlı olarak %8-15 aralığında bir gelir payını tahsil eder. Fonogramın zaten eser sahibinin onayı ile ticaret için üretilmiş ürünler olduğunun altını çiziyorum. Meslek birliklerinin bundan öteye yetkisi ve hakkı olmadığı halde (bu çerçevede ve eser sahiplerinin manevi haklarına ilişkin bir ihlal olmaması durumunda) hukukun kendisine verdiği monopol hakkını kullanırken izlediği hatalı tutum ticareti engelleyebilmektedir. Avans talebi bir yana yıllık asgari taahhütlerin talep edilmesi ve talep edilen bedellerin fahiş oranlara tekabül etmesi yeni servislerin açılamamasına sebep olmakta.

Sektör büyüyemeyen, çeşitlenemeyen, sağlıklı rekabet ortamından yoksun bir pazara mahkum edilmektedir.

Konuya mevcut müzik servislerin katlandığı maliyetleri inceleyerek devam edelim. Bu servisler her toplantıda aşırı olduğunu beyan ettikleri bu lisans bedellerinden aslında memnun durumda olmalılar. Zira ödemeleri gereken tutarın üzerinde bir bedel ödeyerek pazara yeni ve sıkı rakiplerin girişini engelleyebilmekteler. ‘Nasıl?’ sorusunu yanıtlayabilmek için önce bazı bilgiler paylaşalım; basiretli meslek birlikleri ve fonogram sahipleri eserlerini lisanslarken servisin gelirlerini, iş modelini, maliyetlerini, kısa, uzun ve orta vadede pazara olan etkilerini değerlendirerek anlaşma koşullarını belirlerler. Hak sahipleri, lisans alacak şirketlerin sunduğu ürün, servis paketlerine ilişkin tüm detaylara vakıf olmaksızın anlaşma imzalamazlar. Oysa ülkemizde, toplantıların odak noktası avans ve asgari garanti limitleri olageldiğinden yapılan lisanslama anlaşmalarında önemsenmeyen koşullar eser sahiplerinin muazzam gelir kaybına yol açmaktadır.

Bu yazdıklarımı tüm açıklığıyla bir çok eser sahibi meslek birliği yöneticisi ile paylaştığımı belirtmek istiyorum. Görüştüğüm kişilerin tümü görüş ve tespitlerime tamamen katıldıklarını ilettiler. Bunun dışındaki genel yorumlar şu şekilde;

  • Avrupa’da uygulanan lisanslama yönteminin benimsenmesinin ilk anda gelir düşüşüne yol açacağı endişesi hakim
  • Mevcut durumu olabildiğince sürdürmenin kariyerleri açısından daha güvenli olduğunu düşünüyorlar.
  • Diğer yönetici arkadaşlarının durumu anlamaya direnç gösterdiklerini ya da ötelediklerini iletiyorlar.
  • Konuya vakıf az sayıda kişi olması sebebiyle gidişatı nasıl değiştireceklerini bilememekten yakınmaktalar.

Devam eden bu haksızlığın sorumlularını yaptıkları hatadan haberdar etmenin çözüm getireceğini düşünmek saflık olur. Gerekli bilgiden yoksun, irrasyonel yaklaşımın sorunu gereğince çözmesi ve pazarı batı standartlarına kavuşturması beklenemez. Olsa olsa önceki kararlarının zarara yol açtığını öğrenir öğrenmez lisanslama koşullarını daha da ağırlaştırarak pazarın tümden yitmesine sebep olabilirler.

Kıssadan hisse: Sık sık dile getirdiğim gibi, eser sahiplerinin hakkını arayanlar, hak edilenden fazlasını kısa ve kolay yoldan elde etmek uğruna asıl hak edilen ve mevcuttan kat be kat büyük toplama ulaşamamaktalar.

Dip Gürültüsü

*kayıt teknolojisinin manyetik bantları kullandığı dönemde ne yaparsan yapıp kurtulamayacağın, kaydın ses seviyesini (volümünü) artırarak ancak bastırabileceğin, bu sefer de pik (peak) ve distorşına (distortion) maruz kalmana sebep olacak baş belası bir şsşsşs sesi.

Yıllardır ne zaman sektörden bir kaç kişi bir araya gelse sohbetin bir bölümü mutlaka telif hakları, fikri haklar konusuna getirilir ve hakların nasıl yendiği, birilerinin nasıl üstünlük kurduğu üzerine beylik laflar edilir. Sosyal medyanın da verdiği imkanla bu minvalde kelam etmemiş, şikayette bulunmamış kişi sanırım kalmamıştır.

Herkesin şikayeti, sohbeti üç aşağı beş yukarı aynıdır; sektör batmıştır, bitmiştir, haklar alınamamaktadır, alınan paralar çalınmaktadır, Yunanistan bile şu kadar kazanmışken biz bu kadarda kalmışızdır, tık başına fiyatlar düşüktür, köşeler tutulmuştur, radyolar şarkı seçimini kafasına göre yapmaktadır, devlet nerededir, yasanın değişmesi şarttır, mevcut yöneticiler değişmelidir… Ortak ses mevcut durumdan kimsenin memnun olmadığı ve değişim istendiği yönündedir.

İlginç şekilde yukarıdaki sözlerle en çok gürültü çıkaranların geçmişte yöneticilik yapanlar ya da mevcut yöneticiler olduğunu görmekteyiz. Nadiren de olsa yeni isimlerin yönetici olması değişime yetmez ve aynı mazeretleri öne sürerler; güçleri yetmemiştir, mevzu bildiğimiz gibi değildir, falan filan. Bu kısır döngünün sektörü hızla dibe ittiği aşikar.

2012 Aralık ayından bu yana düzenli olarak sektörün farklı alanlarındaki kişilerle farklı vesilelerle bir araya gelmekteyim. Bu 20 ayda eser sahibi, yorumcu, aranjör, icracı, prodüktör, organizatör, gazeteci, yayıncı, yapımcı, perakendeci, üretici, distribütör altı yüzden fazla kişiyle bir araya gelerek sıkıntıları dinlemek, düşüncelerimi ve bildiklerimi paylaşmak, tartışmak imkanı buldum.

Bu görüşmelerle vardığım en belirgin kanı sektördeki paydaşların ‘büyük resmi’ göremedikleri yönünde.

Kayıtlı müzik endüstrisinin doğası gereği paydaşlardan birinin kazancı, başarısı veya başarısızlığı diğer paydaşlara doğrudan yansır. Buna rağmen paydaşların işleyişte bencilce yaklaşımlar sergilemesini kötü niyet ya da empati yoksunluğuna değil bilgi yoksunluğuna bağlamak doğru olur.

Tarafların sorunları yalnızca kendileri açısından ele almalarının nedeni bence diğer paydaşların nasıl etkileneceğine kayıtsız kalmalarından değil bu konuda yeterli bilgiye sahibi olmamalarından. Durumu asıl zorlaştıran ise bu kişilerin bilmediklerinin ya da yanlış bildiklerinin farkında olmamaları, durumu kabullenememeleri, değişme korkuları.

Sorunları doğru analiz edebilmek ve kalıcı çözümler üretebilmek için ‘büyük resmi’ görmek zaruri. Değer zinciri, regülasyon, standartlar, değişime yön veren dinamikler, paydaşlar ve payları gibi bir çok farklı başlıkta benim gördüğüm ‘büyük resme’ ilişkin bilgileri burada düzensiz aralıklarla paylaşacağım.

Yazmak kabiliyet isteyen zor ve tehlikeli iş. Elimdeki kalem teybin dışarıya kustuğu bandı itinayla kasete sarmak için, mecburiyetten.

Müzik endüstrisinin alt başlıklarından fonogram endüstrisine ilişkin:
Fiziki ürünler vasıtasıyla yürümekte olan fonogram pazarının dijital imkanlar sonrasında nasıl bir değişime maruz kaldığı herkesçe malum. Gelişmiş ve doygun pazarlarda fiziki ürün satışının azalmasından oluşan boşluğun (ciro olmasa da kar açısından) dijital satışlarla görece dengelendiğini görüyoruz.

Ülkemizde bu geçiş bazı ülkelere kıyasla daha keskin gerçekleşti. Dijital satış gelirlerinin bir anda ve şişmanca gelip raporlara yerleştiğini sonrasında da aman aman artmadığını izledik. Üstelik fiziki ürün satışları gerilemeye devam ettiği halde. Diğer ülkelere kıyasla, fiziki ile dijital satışların yer değiştirme sürecindeki eğrilerin ülkemizde farklı görünmesinin nedenini merak ediyorum.

Fonogram yapımcıları üretmeye, yatırım yapmaya devam ettiği halde pazarın hem ciro hem de tiraj açısından sürekli geri düşmesinin nedeni ne olabilir? Bu sorunun yanıtı bana göre önceki postta sorduğum soruda mevcut. Acaba ürün nihai tüketicinin kolay, basit ve konforlu bir şekilde ulaşabileceği formda arz ediliyor mu? Giriş seviyesindeki pazarlama bilgisiyle sorulması gereken bir soruydu sorduğum.

Yanıtını tek başıma vermem mümkün değil. Sağlaması yapılmış doğru yanıtını ise ancak dünyada rüştünü ispat etmiş bir ya da birkaç arz servisi ülkemize geldiğinde alabileceğiz.

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın…

‘Herkes müzik sever’ ve ‘herkes müzik sevmeye devam edecek’ mottolarından hareketle  ne kadar doğru bir iş kolunda iştigal ettiğime sevinir, gerinirim arada… Dili, dini, ırkı, ekonomik, sosyal, eğitim durumu fark etmeksizin her adem oğlunu ilgilendiren bu mecra maalesef günlük hayatta olması gereken kurgu ve işleyişten çok uzakta bir yerlerde çırpınıyor günümüzde. Fonogram endüstrisinin geride bıraktığı 150 yıla rağmen hala müziği üreten, icra eden, yorumlayan, tespit eden, yayınlayan, yayan, çoğaltan, ileten, satan ama en önemlisi dinleyenin, dinlemek isteyenin hayatını güçleştiren bir yığın sorun bulunmakta. Çoktan halledilmiş olması gereken bu sorunlara ve çözüm yollarına ilişkin yorumlarımı zaman zaman burada paylaşmayı hedefliyorum. Fonogram endüstrisinde 25 yıldır tecrübe ettiklerim, öğrendiklerimle yazma çabamı kimileri cahil cesareti, ukalalık ya da başkaca adlandırabilirler.  Konu edeceğim aksaklıklardan, önerilerden rahatsız olanlar ya da bundan alınanlar olabilir. Hiç bir kurum ya da kişiyi hedef almadığım gibi niyetimin kimseyi kırmak olmadığını da peşinen paylaşıyorum.

Soru, katkı ve tenkitlerinizi e-mail ile gönderebilirsiniz.

Başlamadan önce aşağıdaki soruları ortaya atıyorum ve ilgilenenlerin yanıtları metin@uzelli.com adresine iletmelerini rica ediyorum.

–          Müziğe nasıl ulaşıyorsunuz? (CD, radyo, web, mobil, indirme, bindirme, stream, download)
–          Dinletileni mi dinliyorsunuz, dinlemek istediğinizi mi?
–          Bundan 10 yıl öncesine göre müziğe daha rahat mı daha zor mu ulaşıyorsunuz?
–          Nasıl keşfediyorsunuz?
–          Paylaşıyor musunuz? Nasıl?
–          Müzik dinlemek için hayal ettiğiniz, olması gerektiğini düşündüğünüz yöntem nasıl?